21 Haziran 2011 Salı

Sivas katliamı davasında zaman aşımı

Sivas'ta, Madımak Oteli'nin yakılması ve 37 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan ana davadan dosyaları ayrılan 7 firari sanığın yargılandığı davada, 6 sanık hakkında zamanaşımı kararı verildi.

Sivas'ta, Madımak Oteli'nin yakılması ve 37 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan ana davadan dosyaları ayrılan 7 firari sanığın yargılandığı davada, hakkında yokluğunda tutuklama kararı bulunan ancak bugüne kadar yakalanamayan sanık Cafer Erçakmak ile ilgili dosyanın ayrılarak başka bir esasta görülmesi, diğer 6 sanık hakkındaki davanın ise zaman aşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesi talep edildi.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın bugünkü duruşmasında, esas hakkındaki görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, sanık Erçakmak'ın eyleminin 765 sayılı TCK'nın 146/1. maddesinde yer verilen "anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs" suçunu oluşturduğunu belirtti.
Bu suça ilişkin zaman aşımı süresinin dolmadığını ve bugüne kadar hakkında verilen yokluğunda tutuklama kararının infaz edilmediğini anımsatan Yüksel, diğer sanıklar yönünden yargılamanın daha fazla sürüncemede kalmaması için öncelikle sanık Cafer Erçakmak hakkında verilen yokluğunda tutuklama kararının devamına, ayrıca hakkındaki evrakın ayrılarak başka bir esasa kaydedilmesine karar verilmesini talep etti.
Sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu'nun üzerlerine atılı eylemlerinin ise 765 sayılı TCK'nın 146/3. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesinde düzenlenen "Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüse iştirak" suçu olduğunu kaydeden Yüksel, bu suça ilişkin olağanüstü zaman aşımı süresinin 765 sayılı TCK'nın 102/3. ve 104/2. maddeleri gereğince 15 yıl olduğunu ifade etti.
Suç tarihinin 2 Temmuz 1993 olduğu dikkate alındığında 2 Temmuz 2008 tarihinde zaman aşımı süresinin dolduğunu hatırlatan Yüksel, sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu hakkında açılan kamu davasının zaman aşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesini istedi.
(soL-Haber Merkezi)

Alevi örgütleri "utanç müzesi"nde ısrarlı

Alevi örgütleri ortak bir açıklama yaparak "Madımak Oteli utanç müzesi olana kadar Sivas'tayız" dediler.
   

33 aydınımızın öldürüldüğü Sivas katliamının yıldönümü olan 2 Temmuz gününe yaklaşılırken, Alevi örgütleri katliamın yapıldığı Madımak Oteli'nin "utanç müzesi" olması talebiyle yürüttükleri mücadeleyi yükseltiyorlar. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABK), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi (AKD) ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi (HBVAKV) ortak bir açıklama yaparak "Madımak Oteli Utanç Müzesi olana kadar Sivas’tayız" dediler.
Sivas katliamının 18'inci yıldönümü yaklaşırken, Alevi örgütleri ortak eylemlilik kararı aldı. 5 Alevi örgütü adına yapılan açıklamada Aleviler olarak 18 yıldır iki ısrarlarının devam ettiği belirtilerek, "Birinci ısrarımız, bir kez daha böylesine katliamlar olmasın diye “Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesi” talebimizdir! İkinci ısrarımız ise; Dönemin siyasi sorumlularının ve katliam davası “firarileri”nin yakalanıp yargı önüne çıkartılmalarıdır!Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Doğan Güreş gibi dönemin siyasi sorumluları ve katliamın asıl planlayıcıları mutlaka yargı önüne çıkartılmalıdır. Yine yaşadıkları şehirler ve adresler bilinmesine rağmen, her nasılsa 18 yıldır yakalanmayan (!) Sivas katliam davasının Fransa’da yaşayan sanığı Cafer Erçakmak  veya Almanya’da yaşayan sanığı Muhammed Nuh Kılıç gibi bir çok önemli sanığı da derhal yakalanıp Türkiye’ye iade edilmeli ve yargılanmaları sağlanmalıdır" denildi.
AKP iktidarının bunları yapacağına, katliamı zaman zaman "Ergenekon efsaneleriyle", zaman zaman da bir çok iktidar yanlısı gazetenin manşetine yansıdığı gibi "PKK yaptı" yalanlarıyla hasır altı etmeye çalıştığı belirtilen açıklamada, "Alevi hareketinin, Sivas katliamında yitirdiğimiz canlarımızın ailelerinin ve Türkiye demokrasi güçlerinin ısrarlı ve kararlı mücadeleleri sonucu, siyasi iktidar, önce katliamın altındaki kebap lokantası kapattırmak, arkasından da Madımak Oteli kamulaştırmak zorunda kaldı. Kebap salonunun kapatılması ve otelin kamulaştırılması doğru hamleler olsa da, siyasi iktidar “bu tür katliamlar bir daha olmasın diye Madımak Oteli utanç müzesi olmalıdır” talebimizi yok sayarak, işlenmiş olan insanlık suçunu belleklerden silmek için oteli “Bilim ve Kültür Merkezi”ne dönüştürmek istiyor!" ifadeleri kullanıldı.
AKP'ye Madımak Oteli’ni “Bilim ve Kültür Merkezi”ne çevirmeye yönelik "beyhude çabadan" vazgeçme çağrısı yapılan açıklamada, "Türkiye’nin yok olmaya yüz tutmuş vicdanına da bir kez daha sesleniyoruz: Bu ülke hepimizin ülkesi. Bu ülkede yaşayan her kültür, her inanç, her kimlik bizlerin ortak zenginliğidir. Madımak Oteli’nin utanç müzesi yapılması bu zenginliğimizi azaltmaz, tersine artırır! Bu nedenle Sivas katliamının 18. yılında eğer her yıldan daha da güçlü olarak Sivas’ta Madımak önünde olursak, gücümüz, Madımak’ın müze olma talebinin hayata geçmesine de zemin hazırlamış oluruz!" denildi.
5 örgüt 2 Temmuz Cumartesi günü Sivas'ta Madımak Oteli önünde buluşacaklarını bildirdi.
(soL - Haber Merkezi)

Grup Yorum - Bize Ölüm Yok

video

20 Haziran 2011 Pazartesi

Ahmet Kaya - Başım Belada (Orijinal Klip)

video

Özkök helallik istedi ama...

Dünkü yazısında Ahmet Kaya’nın Fransa’daki mezarını ziyaret ettiğini ve helalleştiğini anlatan Özkök’ün, Ahmet Kaya’nın ülkesini terk etmeye zorlayan ve ölümüne doğru giden süreçteki rolü hâlâ hafızalardaki yerini koruyor.
Başbakan Erdoğan’ın helalleşme çağrısının ardından Ertuğrul Özkök de bir "helalleşme şov" yaptı. Dün Hürriyet gazetesinin Pazar ekinin kapağında, Özkök'ün Ahmet Kaya'nın mezarının başındaki bir fotoğrafı vardı.
Geçmişte Ahmet Kaya’yı gurbette ölüme götüren sürecin başlamasında Ertuğrul Özkök ve Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı Hürriyet gazetesi kilit bir rol oynamıştı. Hürriyet, yaptığı haberlerle ülkede Ahmet Kaya’ya karşı linç kampanyasının başlamasına sebep olmuştu.
Manşetlerle hedef gösterildi
Ahmet Kaya’yı Türkiye’yi terk etmek zorunda bırakan süreçte Hürriyet’in attığı manşetlerin büyük önemi vardı. Halk bu sayede provoke edilerek, Kaya’nın ülkede yaşaması zorlaştırılmıştı. Hürriyet gazetesi 14 Şubat 1999 tarihli haberinde şu ifadeleri kullanmıştı:
“Ona Türk-Kürt diye bakmadık... Türküleriyle ağladık, güldük... TV'lerden evlerimize konuk ettik... Meyhanelerimizde rakı içtik... Sakalı, atkısı ve göbeği ile bizden biriydi çünkü... Meğer öyle değilmiş Ahmet... Bebeğe, kadına, dedeye, askere kurşun sıkanlardanmış... PKK'lı Ahmet... Yazıklar olsun...
Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreninde söylediği, ‘‘Çirkin ve tahrik edici’’ sözlerle ortalığı karıştıran özgün müziğin temsilcilerinden Ahmet Kaya'nın, PKK'nın Almanya'da düzenlediği bir gecede, sözde Kürdistan haritası ve Apo'nun resmi önünde konser verdiği ortaya çıktı.”
Hürriyet Gazetesi bu süreçte provokatif haberler yapmaya devam etti. Ahmet Kaya’ya karşı yapılan en çirkin saldırı ise 20 Temmuz 1999 tarihinde Ertuğrul Özkök’ün talimatı ile atılan o manşetle yapılmıştı. “Vay şerefsiz” manşetiyle çıkan Hürriyet’teki haberde şu ifadelere yer veriliyordu:
"Münih'te konser veren Ahmet Kaya, Türkiye'ye hakaretler yağdırdı. Türkiye'ye 'şerefsizlerin ülkesi' derken bebek katili Abdullah Öcalan'ı kastederek 'arslan gibi tavır koydu' dedi. Şarkıcı Ahmet Kaya, konser verdiği Münih'te ekmeğini yediği, paralar kazandığı Türkiye'ye yine kin kustu. Şarkıcı, 'Arabamı, şerefsizlerin memleketinde bıraktım' diyerek 64 milyonluk ülkeye hakaret etti."
"Sokağa çıkamaz olduk"
Ahmet Kaya bu süreçte Türkiye’de çok zor günler geçirdi ve sonunda ülkesinden ayrılmak zorunda bırakıldı. Eşi Gülten Kaya o dönemi şöyle anlatıyor:
“O başlıktan sonra inanılmaz şeyler oldu bizim hayatımızda. Sokağa çıkamaz olduk. Açıkçası çok konuşmadık böyle şeyleri. Yüzüne yerleşen ifadeyi unutmuyorum ben. Hayatım boyunca da unutmayacağım. Çok kısa mesafeler arasında olan evimizle ofisimiz arasında gidip gelememeye başladı Ahmet. Sokaktaki insanlar gazeteler bir şey yazınca onu tartışmasız doğru kabul ediyorlar.”
Haberlerin yalan olduğu ortaya çıktı
Hürriyet gazetesinin 14 Şubat 1999 tarihli manşetinde yer alan 'Ayıp Ettin Gözüm' başlıklı haberde, Ahmet Kaya'nın Berlin'de katıldığı bir konserde Kürdistan haritası ve haritanın üst kısmında yer alan Abdullah Öcalan'ın fotoğrafı önünde bir konuşma yaptığı belirtilerek, Kaya'nın, "Orkestra ile gelmedim. Gelseydim bu konser 20-25 bin marka mal olurdu. Dağdaki adamın paraya ihtiyacı var" şeklinde sözler sarf ettiği iddia edilmişti. Haber üzerine hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM), 'PKK'ya yardım ve yataklık yapmak' suçlamasıyla dava açılan Ahmet Kaya, bir süre sonra yurt dışına çıkmak zorunda kalmış ve yargılama sonunda 3 yıl 9 ay hapis cezasına mahkûm edilmişti.
Geçtiğimiz yıl ilk kez ortaya çıkan görüntülerde Ahmet Kaya’nın konserde böyle bir ifade kullanılmadığı anlaşılmıştı. Almanya'da yaşayan Yazar-Yönetmen Hayri Avgar konuyla ilgili şu ifadeleri kullanmıştı: "Hürriyet gazetesinin kullandığı fotoğraf siyah-beyaz. Bu bilinçli olarak yapılmıştır. Çünkü o geceki video görüntüleri renklidir. Hürriyet gazetesi 'Fotoğrafın Öyküsü' başlıklı notunda fotoğrafı video görüntüsünden aldığını belirtiyor. Dolayısıyla fotoğraf ile oynandığını en azından Abdullah Öcalan'ın fotoğrafının montajlandığını anlayabiliyoruz. “
Avgar, Kaya’nın hayatını değiştiren o haberle ilgili önemli ayrıntılar vermeye devam ediyor ve Kaya’nın nasıl bir siyasi komplo ile karşı karşıya kaldığı daha net anlaşılıyor: “(…) Görüntülerden de anlaşılacağı gibi sadece sahnede Şeyh Said ve Seyit Rıza'nın fotoğrafının asılı olduğu görülüyor. Dernek yöneticileri de bunların dışında başka bir fotoğrafın olmadığını söyledi. Bu görüntünün o dönem devletin arşivinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü görüntüler o zaman ortaya çıkmış olsaydı Ahmet Kaya'ya 3 yıl 9 ay ceza veremeyeceklerdi. Çünkü Ahmet Kaya'nın o geceki yaptığı konuşmalar ceza için yeterli kanıt niteliğinde değil. O dönem Ahmet Kaya'ya bir komplo kuruldu. Bu komploda da fotoğraf ve konuşmalar ayarlanarak sanatçıya 'PKK'ya yardım ve yataklık' yaptığına dair suç kanıtı oluşturulduğunu düşünüyorum. O gün "Ayıp Ettin Gözüm" başlığını atanlar asıl ayıbı kendileri işlediler."
Kaya'nın eşi Gülten Kaya da Ahmet Kaya'nın o bayrakların önünde konser vermediğini yıllarca söylemişti. Zaten haberler üzerine Ahmet Kaya hakkında soruşturma başlatılmış, fakat Hürriyet gazetesi defalarca istenmesine rağmen ne basına, ne de mahkemeye söz konusu fotoğrafın orijinalini vermemişti. Çünkü fotoğraf sahteydi.
Ahmet Kaya'nın "şerefsizlerin memleketi" ifadesini kullandığı da yalandı. Kaya, "Birkaç şerefsiz yüzünden memleketimde başıma neler geliyor" demişti.
(soL -Haber Merkezi)